A) Körfez Hava Sahasının Katar Uçaklarına Kapalı Tutulmasının Arka Planı
Suudi Arabistan Krallığı, ekonomik ve sosyal gücünü artırmak, Orta Doğu’da (özellikle Körfez bölgesinde) önemli bir aktör olmaya devam etmek ve küresel etkisini yükseltmek istemektedir. Bu hedef doğrultusunda, Batılı ülkelerle diplomatik ilişkilerini geliştirirken aynı zamanda bölgesel güçlerle rekabet etmektedir. Bu rekabete yansıması olarak, bölgesel meselelerde etkin müdahalelerde bulunmaktan çekinmemektedir.
Bu bağlamda, 2017’deki Suudi Arabistan Krallığı ile Katar Emirlik arasındaki kriz, bölgesel rekabeti kanıtlamıştır. Bilindiği gibi, Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi üyesi diğer devletler tarafından, Katar’a terör örgütlerine mali destek sağladığı iddia edilerek bir dizi yaptırım uygulanmıştır. Bu yaptırımların en önemli sonucu ise; Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’ın hava sahasının Katar uçaklarına kapatılması olmuştur.
Suudi Arabistan’dan kaynaklanan bu hava sahası kapama kararı sonrasında, Katar tedarik tesislerine erişim sağlayamamış ve sivil havacılık faaliyetleri kesintiye uğramıştır. Bu durum üzerine Katar, Birleşmiş Milletler bünyesindeki önemli bir kurum olan ICAO’ya (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü) başvurarak bu kısıtlamaların hızla kaldırılmasını talep etmiştir.
B) Hava Sahası Kapatmanın Hukuki Boyutları
1944 tarihli ve küresel sivil havacılığı düzenleyen en önemli belge olan Uluslararası Hava Hizmetleri Geçiş Anlaşması’na (IASTA) göre, anlaşmaya taraf devletlerin kendi hava sahası üzerinden geçen tüm sivil hava taşımacılığına izin vermesi gerekmektedir. Ancak Suudi Arabistan bu sözleşmenin tarafı olmadığı için, kısıtlama yapılmasına yönelik önleyici bir hüküm bulunmamaktadır; dolayısıyla bu durum ICAO’nun düzenleyici yetkisini aşmaktadır.
Öte yandan Bahreyn, Mısır ve BAE gibi ülkeler, Uluslararası Hava Hizmetleri Geçiş Anlaşması’nın tarafı oldukları için, hava sahasını sivil uçaklara kısıtlaması bu sözleşmeye aykırı bir durum teşkil etmektedir.
Bu ihlal bağlamında Katar yetkilileri, Chicago Sözleşmesi’ne taraf olan herhangi bir devletin, acil veya kamu güvenliği durumlarında kendi toprakları üzerinde uçuşu kısıtlama veya yasaklama hakkını saklı tuttuğunu savunmuştur. Ancak bu tür kısıtlamaların veya yasaklamaların belirli bir devlete değil, tüm ülkelere ayrım yapmaksızın uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.
Ayrıca Katar yetkilileri, Chicago Sözleşmesi’nin 84. Maddesine göre, taraflar arasındaki anlaşmazlığın ikili görüşmelerle çözülememesi durumunda, tarafların ICAO Havacılık Konseyi tarafından hakemliğe tabi tutulabileceğini ve gerektiğinde uluslararası mahkemelere başvurabileceğini belirtmiştir.
Katar Emirlik’in girişimleriyle ICAO süreci başlatmış ve üye devletleri (Suudi Arabistan dahil) bölgedeki havacılığın güvenliğini, emniyetini, verimliliğini ve sürdürülebilirliğini korumak adına ICAO sözleşmelerine uymaya çağırmıştır. Bu çağrı üzerine BAE ve Bahreyn tarafından sınırlı FIR (Uçuş Bilgi Bölgesi) alanları ve güzergahlar açılmıştır. Böylece, Katar Havayolları’na, Doha’ya (ve oradan) uçan seferleri için Körfez ülkelerinin hava sahasını kullanmasına ICAO baskısı nedeniyle izin verilmiştir.
Kısıtlamaların tamamen kaldırılması konusunda kalıcı bir çözüm bulunmadığı ve Suudi Arabistan’ın ICAO’yu yetkisiz görmesi sebebiyle Katar, ICJ’ye (Uluslararası Adalet Divanı) başvurmuştur. Şu anda ICJ’de Katar ile adı geçen devletler arasında üç farklı dava devam etmektedir: Birincisi, ırk ayrımcılığının tüm biçimlerinin ortadan kaldırılmasına ilişkin Uluslararası Sözleşme temelinde Katar – BAE; ikincisi, Chicago Sözleşmesi’nin 84. Maddesinin ihlali iddiasıyla Katar – BAE, Bahreyn, Kuveyt, Mısır ve Suudi Arabistan; üçüncüsü ise IASTA’nın ihlali iddiasıyla Katar – BAE, Bahreyn, Kuveyt ve Mısır.
Blokaj hafiflemiş olsa da, Katar Havayolları diplomatik ilişkilerin bozulması nedeniyle en çok etkilenen şirket görünmektedir. Komşu ülkelerin hava sahasından men edilmesi, uçuş güzergahlarında değişikliklere, artan uçuş sürelerine ve yakıt maliyetlerine yol açarak yolcu memnuniyetsizliğini artırma potansiyeline sahiptir. Son ekonomik veriler, hem Katar Emirlik’in hem de Katar Havayolları’nın bu blokaj sonucunda ciddi ekonomik maliyetlerle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bu krizin yukarıda belirtilen hiçbir alanda çözülememiş olması, sorunların kısa vadede Körfez bölgesinde devam edeceğini işaret etmektedir.





