El-Kaide terör örgütünden ayrılarak Irak’ta ortaya çıkan ve Suriye iç savaşıyla hızla ilerleyen terör örgütü, 2013 yılında kendisini Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak adlandırmıştır. IŞİD, hakim olduğu bölgedeki istikrarsızlığı kendi lehine kullanmayı hedeflemiş ve militanlar ile halkın desteğini sağlamaya çalışmıştır. Başlangıçta yerel bir örgüt gibi görünse de zamanla küresel bir tehdit haline gelmiştir.
Bu süreçte, çeşitli motivasyonlarla kendi ülkeleri dışında dünyanın farklı çatışma bölgelerine savaşmaya giden yabancı savaşçılar, örgüte katılımıyla dikkat çekmiştir. Yabancı savaşçıların artan katılımının, IŞİD’in militan sayısını ve şiddet düzeyini yükselttiği belirtilmiştir. Bu nedenle, küresel çapta bu katılıma karşı önlemler alınması amacıyla çalışmalar başlatılmıştır.
Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi tarafından 2178 ve 2396 sayılı kararlar alınmıştır. Bu kararlar, IŞİD ve onun çizgisine yakın örgütlere yabancı savaşçıların katılımını engellemeyi amaçlayan tedbirleri içermektedir. Ancak bu uluslararası bağlayıcı kararlara rağmen yabancı savaşçılar sorunu devam etmiştir.
IŞİD Operasyonları ve Gözaltı Kampları
IŞİD’e karşı düzenlenen operasyonlar sonucunda ele geçirilen örgüt üyeleri ve aileleri, Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’taki gözaltı merkezlerinde tutulmaktadır. BM Gözlem Ekibi tarafından hazırlanan 20 Ocak 2020 tarihli rapora göre, bu kampların toplam nüfusu 100.000’in üzerindedir.
2019 yılında IŞİD’in Suriye’deki son yerleşim yeri olan Baghuz’un düşüşü ve örgüt lideri Bağdadi’nin ölümü üzerine, pek çok militan ve destekçi aileleriyle birlikte bölgeyi terk etmeye başlamış; bu durum, tutulan kamplara ve gözaltı merkezlerine büyük bir iç göç dalgası yaratmıştır. BM raporları, sadece Suriye’deki Havl kampında dahi nüfusun yedi kattan fazla artarak 70.000’e yükseldiğini ifade etmiştir. Bu durum, hem insani hem de küresel güvenlik açısından büyük endişeler doğurmaktadır.
Yabancı Savaşçıların Yargılanması Tartışmaları
Güvenlik endişelerinin önemli bir boyutu, kamplarda bulunan yabancı savaşçılar ve ailelerinin yargılanması için ülkelerine geri gönderilip gönderilememesi konusudur.
Kasım 2019’da Türkiye’nin, resmi olarak ele geçirilen IŞİD militanlarının ülkelerine iadesine başladığı açıklaması üzerine, yabancı savaşçıların yargılanmasına dair uluslararası tartışmalar yoğunlaşmıştır. Uluslararası Terörizmle Mücadele Merkezi (İCTT) raporuna göre, Avrupa ülkelerinden 5.300 yabancı savaşçının IŞİD’e katıldığı tahmin edilmektedir.
Bu rakama rağmen bazı ülkelerde yaygın bir uygulama haline gelmiştir: Savaşçıların geri dönüşünü engellemek amacıyla vatandaşlıktan çıkarılması ve yakalandıkları yerde yargılanması gerektiği savunulmaktadır. Bazı devletler, hapishanelerde meydana gelebilecek radikalleşme sonucunda doğabilecek güvenlik sorunlarına karşı önleyici tedbir olarak bu yöntemi kullanmıştır.
Uluslararası Hukuk ve Vatandaşlık Hakkı
Ancak, vatandaşlıktan çıkarma uygulaması uluslararası hukuka aykırıdır. Temel insan hakları belgeleri ve teamül hukukundan sayılan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre herkesin vatandaşlık hakkı vardır ve bu haktan keyfi olarak mahrum bırakılamaz.
Bu konuda dikkate alınması gereken diğer bir metin ise 1961 tarihli Vatansızlığın Azaltılmasına Dair BM Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmenin 8. maddesine göre, hiçbir devlet hiç kimseyi vatansız duruma düşürecek şekilde vatandaşlıktan çıkaramaz. İngiltere örneğinde görüldüğü gibi, bu kurala rağmen bugüne kadar kişinin vatansız duruma düşürülmesi yönünde bir uygulama yapılmamıştır.
Sonuç olarak, yabancı teröristlerin vatandaşlıktan çıkarılması eylemi hem uluslararası hukuka hem de küresel güvenliğin teminat altına alınmasına aykırı kabul edilmektedir.
BM Güvenlik Konseyi ve Yargılama Yaklaşımları
BM Güvenlik Konseyi’nin 2178 ve 2396 sayılı kararlarında ve Genel Sekreterliğin raporlarında yabancı terörist savaşçılara yönelik tespitler yapılmıştır. BM, devletlerin iç hukuk düzenlemeleri nedeniyle, ciddi suçlar (soykırım, savaş suçu veya insanlığa karşı suçlar dahil) işlemesine rağmen savaşçıların kovuşturmadan muaf tutulması veya yeterli ceza alamaması konusunda endişe duymaktadır.
Buna karşın, üye devletlerin kendi vatandaşları için birincil sorumluluğa sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu iki durumu birlikte değerlendirerek, üye devletlere tavsiyede bulunulmuştur: Ülkelerine geri dönen yabancı savaşçılar ve aileleri hakkında makul şüphe varsa, haklarında uluslararası standartlara uygun soruşturma yapmaları, ardından rehabilitasyon ve topluma kazandırma çalışmalarını uygulamaları gerekmektedir. Yabancı savaşçıların ülkelerine iadesi kısa vadede endişe yaratsa da, uzun vadede tehdidi azaltmada en büyük umudu taşımaktadır.
Uluslararası Yargılama Seçenekleri
BM’nin yabancı savaşçılara yönelik temel yaklaşımı, ‘Yargılama – Rehabilitasyon – Topluma Kazandırma’ modelini benimsemektir. Ancak devletlerin teröristlerle ilgili güvenlik kaygıları nedeniyle yerel hukuk mekanizmalarını kullanamayacağı endişesi ortaya çıktığında, uluslararası düzeyde yargılanma seçeneği gündeme gelmektedir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Yargı Yetkisi:
- IŞİD’li teröristlerin insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları kapsamında UCM tarafından yargılanması ileri sürülebilir.
- UCM’nin yetkili olabilmesi için, yapılan eylemin gerçekleştiği veya faile ait olduğu devletin Mahkeme’nin yargı yetkisini kabul etmiş olması gerekir.
Ancak bu kuralın bir istisnası vardır: BM Güvenlik Konseyi, eylemde bulunanların vatandaşı olduğu ya da eylemin işlendiği Devletin taraf olup olmadığına bakılmaksızın bir olayı Savcıya gönderme yetkisine sahiptir. Bu durum, suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı eleştiriler alsa da, adil yargılanma ilkesini tesis etme amacı güdülerek savunulmaktadır.
Sonuç
Uluslararası düzeyde bir alternatif yol ise, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut durumun uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğu sonucuna vararak ad hoc nitelikte bir ceza mahkemesi kurma yetkisini kullanmasıdır. Ancak BM Raportörü, bu sürecin uzun süreceği gerekçesiyle yargılamayı geciktireceği endişesini dile getirmiş; kişilerin vatandaşı oldukları ülkede yargılanmasının en uygun tercih olduğunu belirtmiştir.
Sonuç olarak, yabancı terörist savaşçıların yargılanmasında; yargılama – rehabilitasyon – topluma kazandırma politikası, hiç kimsenin vatandaşlıktan mahrum bırakılmaması ilkesi ve insan haklarına uygun kurallar dikkate alınarak en adil ve küresel güvenliği sağlayacak usulün belirlenmesi gerekmektedir.





