Uluslararası Farkındalığı Artırma Girişimi: İsrail Boykot Yasası
Bu makalenin konusu olan Batı Şeria bölgesi, Filistin Devleti’nin bir parçasıdır. İsrail, bu bölgeyi 1967’deki Altı Gün Savaşı ile işgal etmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve Uluslararası Adalet Divanı, bölgenin İsrail işgali altında olduğunu kabul etmektedir. 2018 istatistiklerine göre, İsrail’in Batı Şeria topraklarının %51,6’sına hakim olduğu görülmektedir. İsrailli yerleşimler, Batı Şeria topraklarının %9,3’ünde bulunmaktadır. Ayrıca İsrail, Batı Şeria’da (yerüelinde bir tesis dahil) 26 sanayi bölgesi kurmuştur. Aynı zamanda, bölgenin %20’si “devlet arazisi” olarak belirlenmiş ve kontrol edilmektedir.

Bu makalede, İrlanda’da önerilen tasarı yasayı değerlendireceğiz. Tasarının konusu, İsrail tarafından işgal edilen bölgeler üzerinden yapılan ihracatı kapsamaktadır.
AB, İsrail’in en büyük ithalat ve ihracat pazarıdır; İsrail’in toplam ticaret hacminin yaklaşık üçte biri AB ülkeleri ile gerçekleşmektedir. İsrail, 2014 yılında AB’nin 27. en büyük ticaret ortağı haline gelmiştir.
İnceleyeceğimiz tasarı yasa, işgal edilen bölgelerden (Batı Şeria) üretilen malların ithalatını veya satışını, bu bölgelerden sağlanan belirli hizmetleri ve çıkarılan kaynakları sağlamayı suç saymaktadır. Tasarı yasa, 2018 Ocak ayında bağımsız senatör Frances Black tarafından İrlanda parlamentosu gündemine sunulmuş ve birçok insan hakları kuruluşu tarafından destek bulmuştur; Seanad Éireann ve Dáil tarafından onaylanmıştır. Ancak, yasa henüz hükümet tarafından yürürlüğe konulmamış olup bir tür ekonomik stres testinden geçmiştir.
Tasarı yasanın amacı, Filistin halkına yönelik adaletsizliklere küresel farkındalık yaratmak olarak tanımlanmıştır. Yasadaki argümanlara göre, işgal edilen bölgelerdeki yasa dışı yerleşimlerle yapılan ticaretin, istilacı varlığı meşrulaştırdığı ve uluslararası hukuku göz ardı ettiği iddia edilmektedir.
Bu tasarı yasa ile amaçlanan; İsrail’in işgal ettiği bölgeler, Golan Tepeleri ve Yeşil Hatların ötesine geçici olarak seyahat eden İsrailliler aracılığıyla üretilen malların ithalatının veya sağlanan hizmetlerin yasaklanmasıdır. Buna göre, “işgal edilmiş topraklar” kavramı, uluslararası konsensüsün bulunduğu bölgeler olarak tanımlanacak ve tasarı yasa bu bölgeler için geçerli olacaktır. Başka bir deyişle, hedef alan bölge, İsrail’in uluslararası kabul görmüş sınırları dışındaki topraktır.
Uluslararası ceza hukukuna göre, bir devletin sivil nüfusunu askeri işgal edilmiş bir bölgeye nakletmek savaş suçudur. Bu ülkenin içinde veya dışında kalan tüm ya da kısmi nüfusu taşımak da savaş suçu olarak kabul edilir. Bu durum, uluslararası nitelikte olmayan ancak silahlı çatışmalarda uygulanabilen “ciddi bir ihlal” olarak görülmektedir. Bu bağlamda İrlanda, boykot yasası ile siyasi politikası ve ticaret politikası arasındaki olası çelişkiyi önlemeyi amaçlamıştır.
İrlanda özelinde, boykot yasası; İrlanda vatandaşlarına, İrlanda’da ikamet eden kişilere, şirket hukuku kapsamında kurulmuş veya İrlanda merkezli bir şirkete ve tüm tüzel ve gerçek kişilere uygulanacaktır. Yasalara göre, işgal edilmiş bölgelerdeki yerleşimlerden mal ithal etmek, ithalat etmeye çalışmak veya bu konuda yardım sağlamak; bölgeye ait malları satmak, satışa çalışmak veya yardım sağlamak; işgal yerleşimleriyle anlaşma yapmaya çalışmak veya yapmak; kaynak kullanmak ve çıkarmak bir suç teşkil etmektedir. Bu suçun cezası 12 ay hapis veya 250.000 € para cezası veya her ikisi olabilir.
Bu yasa teklifinin kabul edilmesi durumunda İrlanda ekonomisinin nasıl etkileneceği sorusu merak konusu olmuş ve çeşitli değerlendirmelere konu olmuştur. AB-İsrail İşbirliği Anlaşmaları göz önüne alındığında, bu yasa önerisi AB Hukuku’nu ihlal eden bir tasarı olarak görülebilir. Ancak, yasa teklifinin kapsamının yalnızca işgal edilmiş bölgelerle sınırlı olması ve konunun kamu ahlakı, kamu politikası veya halk sağlığı ve yaşamın korunması gibi konulara dayanması nedeniyle bu ihlal durumu ortadan kalkmaktadır. Özellikle “kamu politikası” açısından İrlanda, bu tür bir yasayı diğer tüm yasalara uygun kabul etmekte ve hem hükümet hem de ülke halkı olarak böyle bir düzenlemeyi yapmaktan çekinmemektedir. Bununla birlikte, yasa onay aşamasına yaklaşırken ABD’nin İsrail’i Boykot Etme Yasasını kabul etmesi üzerine İrlanda da farklı uluslararası dengeler nedeniyle bu durumu gözden geçirmektedir.
Uluslararası Adalet Divanı, toprak bütünlüğüne saygı ilkesini entegre içtihat olarak benimsemiş ve güç kullanımının yasaklanmasını bir jus cogens normu olarak tanımlamıştır. Uluslararası Hukukun yapı taşlarından biri de toprak bütünlüğüne saygı ilkesidir. Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin ortak maddesinin ilk paragrafına göre; “Tüm halkların kendi kaderini tayin hakkı vardır. Bu hak kapsamında tüm halklar siyasi statülerini serbestçe belirler ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini özgürce gerçekleştirir.” Bu bağlamda İrlanda’nın hamlesi, devletin siyasi politikasındaki bağımsızlığını ortaya koymaktadır.
Ayrıca BM Sözleşmesi Madde 1: “Barış tehditlerini önlemek ve engellemek, saldırı eylemlerini veya barışı bozan diğer durumları bastırmak ve adalet ile uluslararası hukukun ilkelerine uygun olarak uluslararası anlaşmazlıkları veya barışı bozabilecek durumları düzeltmek veya çözmek için etkili ortak tedbirler almak” ilkesi, BM’nin amacı olarak kabul edilmiş ve boykot tasarı yasası AB Hukuku, BM Şartı ve ICJ Kararları ile uyumlu görülmüştür. Çünkü yasa yalnızca işgal bölgelerini hedef almaktadır. Hedef doğrudan BM tarafından tanınan İsrail’in meşru hakları değildir. Bu reaktif tutum, arazi ilhakının reddedilmesi ve uluslararası barışın sürdürülmesi yolunda önemli bir adım olacaktır.
Bu bağlamda, Türkiye de bir boykot yasası çıkarabilir mi? Böyle bir yasa yürürlüğe girerse sonuçları neler olur? Bunu İrlanda örneği üzerinden değerlendirebiliriz.
Türkiye, 28 Mart 1949 tarihinde İsrail’i resmen tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştur. Bu durum, işgal edilen topraklara yönelik bir kınama tepkisini göstermektedir. Çeşitli STK’lar tarafından zaman zaman İsrail hakkında boykot çağrıları yapılsa da, ülke çapında bir boykot kararı alınmamıştır.
Benzer bir tasarı yasa gündeme geldiğinde, bu düzenlemenin kapsamı öncelikle belirlenmelidir. Elbette ilk tespit edilmesi gereken nokta “işgal edilmiş toprak” olarak kabul edilen alandır. Ek olarak, hangi şirketlerin yasaklanacağı, hangi ürünlerin dikkate alınması gerektiği ve pek çok başka konu ayrıntılı olarak belirlenmesi gerekecektir. Nitekim Türkiye’nin İsrail ile etkili ticaret ilişkileri bulunmaktadır. Kendi Kaderini Tayin İlkesi uyarınca Türkiye, dış politikasını belirleme özgürlüğüne sahiptir. Ancak önce Türkiye, hareket alanını kısıtlayabilecek uluslararası anlaşmalarla doğan yükümlülüklerini göz önünde bulundurmalıdır.
İrlanda’da boykot yasası gündeme geldikten sonra yapılan eylemler yalnızca İsrail ile sınırlı kalmamış, ABD de benzer adımlar atmıştır. Türkiye’de bu konu gündeme gelirse benzer eylemler beklenebilir. Bu nedenle hem uluslararası hukuk açısından hem de eşitlik ilkesine uygun çalışılacak hukuki bir düzenlemenin ortaya konulması çok önemlidir.
REFERANSLAR
https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-bati-seriadaki-isgalini-yahudi-yerlesim-birimleriyle-derinlestiriyor/1651694
http://www.eeas.europa.eu/archives/delegations/israel/eu_israel/trade_relation/index_en.htm
http://www.eeas.europa.eu/archives/delegations/israel/eu_israel/political_relations/agreements/index_en.htm
https://europa.eu/european-union/topics/human-rights_en
http://www.iccnow.org/documents/101_questions_on_the_ICC_Gunal_Kursun_Sept_2011_BOOK.pdf
https://www.hukukihaber.net/halkin-kendi-kaderini-tayin-hakki-makale,5371.html
https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/orta-dogu-ve-korfez/israil/ulke-profili/turkiye-ile-ticaret





